Tek Gerçek Dostumuz Tek Gerçek Yardımcımız Allah

Allah’tan başka kimsemizin olmadığı ortada. Her halimizi, her sıkıntımızı bilen, sıkıntılarımıza derman olabilecek bir Rabbimiz var. Tek kurtarıcımız O. Beyaz atlı prensimiz de, babamız da, oğlumuz da bizi kurtarmayacak.

Allah’tan başka dost yok dendiği zaman, bazıları şunu düşünüyor: “Yoo, benim bir sürü kankam var, eşim var, annem var, babam var, kuzenim var…” Peki bu insanlar size en fazla ne kadar yakın olabilirler ki? En ufak bir menfaat uğruna dostlukların, akrabalık ilişkilerinin nasıl son bulduğunu yaşıyoruz, görüyoruz. Eğer gerçekten bizi seven, anlayan, düşünen, umursayan dostlarımız olsaydı dedikodu diye bir şey kalır mıydı? En çok tanıdığımız insanların dedikodusunu yapmıyor muyuz? Kim bu dedikoducular? Herkes herkesin dedikodusunu yapıyorsa bizim gerçek dostumuz kim? Eşinin bile hemcinsleriyle dedikodunu yaptığı bir hayatta dostun kim? Yoksa tek dostun bilgisayarın veya akıllı telefonun mu? Merak etme, onlar senin dostun falan değil. Şarjı bitene, bataryası sönene ya da sıkılana kadar onların dostluğu, o da paran varsa.

“Benim en iyi dostum içkim sigaram / Onlar da terk ederdi olmasa param / Canım kadar yakınım el oldu şimdi / Dünyada dost denilen kelime yalan” demiş Selami baba, boşuna mı demiş? Paran biter bitmez dost bildiklerin basıp gidiyor veya bozuşmasanız bile şartlar kötüleştiği için eskisi kadar sıkı fıkı olamıyorsunuz. Durumlar adeta bizi Allah ile olmaya, tek gerçek dost ve yardımcı olarak O’nu benimsemeye zorluyor. Tabi anlayana. Bunu anlayamadan, “şu mu benim gerçek dostum acaba, yoksa bu mu” diye debelenip, ölen de çok bu dünyada.


Göklerin de yerin de mülk ve yönetimi Allah'ındır. Diriltir, öldürür. Sizin için Allah dışında ne bir dost vardır ne de bir yardımcı. Tevbe Suresi, 116

Siz yerde ve gökte aciz bırakamazsınız. Allah'tan başka bir dost ve yardımcı da bulamazsınız. Ankebut Suresi, 22

Mideniz rahatsızlansa size kuzeniniz mi yardım edecek, babanız mı, yoksa doktorunuz mu? Dişiniz ağrısa sizin için kimin elinden ne gelir? O çok güvendiğimiz tıp dünyası bile belirli kurallar ve bilgi çerçevesinde rahatsızlığınızı anlamaya çalışır ve o rahatsızlığı gidermek için yapılacak işlemleri yapar sadece. Gerisini Allah’a havale eder, gerisi hücrelerinize kalmıştır. Bakalım o ilaç ezanıza derman olabilecek mi? Cevap veriyorum: Allah dilerse olur. Pek çok hasta insan, hastalığı ufak da olsa ondan kurtulamayabiliyor. İlaçlar onun o sıkıntısını bir türlü çözmüyor, şifalı bitkiler de bir işe yaramıyor. Başkalarında işe yararken onda yaramıyor. Peki bu nasıl oluyor? Tamamen Allah’ın izin vermemesi ile alakalı. Zaten sıkıntıyı veren de, bitkiyi, ilacı yaratan da Allah. Doktoru yaratıp ona bilgi ulaştıran da Allah. Gel gör ki, tıp dünyası, bizi beş dakika dinler, muayene eder, reçete yazar, gönderir ve sıradaki hastayı alır. Peki burada hani nerde eş, dost, tanış? Hiçbiri yoklar. Doktorunuzun da mesaisi bitti, evine gitti.

Tıp bizi ölümden kurtaramıyor, hatta bazen acılarımızı bile dindiremiyor. Hatta bazen biz iyileşelim diye bize daha fazla acı çektiriyor. Allah’tan başka kimsenin başımızdaki sıkıntılardan bizi kurtaramayacağını anlamak için başımıza öyle çok büyük belalar gelmesine gerek yok anlayacağınız. En ufak bir tedavide bile doktorlar gereğini yapıp sizi tedavi süreci ile baş başa bırakıyorlar. Yanınızda anneniz, eşiniz, evladınız da olsa acılarınızla yapayalnızsınız.

Allah sana bir zarar dokundurursa, onu kaldıracak olan başkası değil, yine O'dur. O sana bir hayır dilerse, O'nun lütfunu reddedecek yoktur. Kullarından dilediğini lütfuyla nasiplendirir. O çok bağışlayıcı, çok 
merhamet edicidir. Yunus Suresi, 107

Peki ya iç sıkıntılarınız? Kendi benliğinizin, iç dünyanızın derdine düştüğünüzde kim size sahip çıkıyor? Sizi % 100 anlayabilen biri var mı? En yakınım dediğiniz insanla bile anlaşamadığınız noktalar olmuyor mu? Hatta bazen, “tek dostum, onsuz yapamam” dediğiniz eşinizle bile yolları ayırabiliyorsunuz. “Babam benim her şeyimdir, onsuz olamam, o hep benimle, hep yanımda, hep bana yardımcı oluyor, her şeyime koşuyor,” diyorsun, ama bir de bakıyorsun ki, babana ecel gelmiş ve seni yüzüstü bırakıp gitmiş! Bu nasıl dostluk? Hiç Allah’ın dostluğu gibi olabilir mi? Allah bizi hiçbir zaman bırakmadı. Cenin halindeyken de yanımızdaydı, ölene kadar da bizimle, hatta dirildikten sonra da bizimle.

Siz yeryüzünde aciz bırakıcılar değilsiniz. Sizin, Allah'tan başka dostunuz da yoktur, yardımcınız da. Şura Suresi, 31

Tek gerçek dostun ve yardımcının Allah olduğunun anlaşılması, sıkıntı durumlarında daha da bariz hale geliyor. En yakınım dediğiniz insan size hiçbir yarar sağlayamıyor. Onu bırakın, siz bile kendi benliğinize yardım edemiyorsunuz. Çünkü acizliğin zirvesindeyiz hepimiz. Bir kadınsanız regl sancınızı kendi başınıza çekiyorsunuz. Ne çektiğinizi bir kendiniz biliyorsunuz. Sizin gibi başka kadınlar da sancı çekiyor ama kimin ne kadar acı çektiğini kimse bilmiyor. Kimse kimseye fayda sağlayamıyor. Allah’a dua edebilirsiniz en fazla, sancılarımı hafiflet diye.

Düşünsenize, aslında bizler bırakın en sevdiklerimize yardım ulaştırmayı, daha kendi kendimizin bile yardımcısı olamıyoruz. İstemediğimiz bin tane durum geliyor başımıza. Hangi birini uzaklaştırabiliyoruz? Benliğinden hangi olumsuzluğu uzaklaştırabiliyorsun?

De ki: "Ben kendime bile Allah'ın istediği dışında bir zarar verme yahut yarar sağlama gücünde değilim.” 
Yunus Suresi, 49

De ki: "O'nun berisinden bel bağladıklarınızı çağırın; onlar, başınızdaki zorluk ve sıkıntıyı ne kaldırabilirler ne de değiştirebilirler." İsra Suresi, 56

Ya da bir iş yerinde çok yoğun çalışan birisiniz diyelim, çok da iyi bir mevkide değilsiniz, tüm gün uğraşıp didiniyorsunuz, muhatap olmak istemediğiniz kişilerle muhatap olmak zorunda bırakılıyorsunuz, yoruluyorsunuz, bazen oluyor ki hastayken bile çalışmak zorundasınız. Tüm bunlar olurken, tüm bunlar yaşanırken, sizin içinde bulunduğunuz durumu hiç kimse anlayamaz. İç dünyanızı, kafanızdan geçenleri, yorgunluğunuzu kimse bilemez. Ne iş arkadaşlarınız sizi gereğince anlar, ne de eşiniz.

De ki: "Allah size bir kötülük murat eder yahut bir rahmet dilerse, sizi Allah’tan koruyacak kimdir? Onlar kendileri için, Allah'tan başka ne bir dost bulabilirler ne de bir yardımcı. Ahzab Suresi, 17

Biz, bizi en çok umursayan insanlarla dost olmak, onlarla bir hayat kurmak istiyoruz ama bu bile yetmiyor. Yeterince umursanmadığımızı düşünmeye başlıyoruz zamanla. Doğru, çünkü herkesin sevdiklerinden önce ilgilenmesi gereken kendi benliği var. Belki de, bizi umursamasını, bize değer vermesini, bizimle ilgilenmesini, bize destek olmasını yanlış kişilerden bekliyoruz. Elbette insanız, başka insanlara muhtacız, fakat Rabbimiz kadar neye muhtacız ki biz? En çok Rabbimize muhtacız, zaten diğer muhtaç olduğumuz şeyleri de O veriyor. Rabbimizle baş başayız. O bir fani değildir ve kendi ihtiyaçları da yoktur bizim gibi. Başkaları bize tüm güzellikleri bahşedemez ama O bahşedebilir. Başkaları bizi dertlerimizden kurtarıp feraha çıkartamaz ama O çıkartabilir. Başkaları bizi % 100 anlayamaz ama Rabbimiz anlar. Daha sen düşünce oluşturmadan bile O senin ne düşüneceğini bilir. “Yaratan bilmez mi?” diyor ayet (Mülk Suresi, 14). Çok mantıklı, yaratan bilir. Hem de en ince ayrıntısına kadar. Akıllı telefonunuzu üreten insanların, sizce, telefonunuzla ilgili bilmedikleri herhangi bir şey olabilir mi? Olamaz, zaten kendileri üretmişler, her milimini kendileri tasarlamışlar. Yaratan biliyor demek ki yarattığını.

Bilmedin mi ki göklerin de yerin de mülkü yalnız Allah'ındır. Sizin için Allah'tan başka ne bir Veli vardır ne de bir yardımcı. Bakara Suresi, 107

Hayatınızda Allah yoksa bir süre sonra her şey sıkıcı olmaya başlıyor. Çocuğunuzla, eşinizle ilgilenirsiniz ama bir müddet sonra artık yeter dersiniz. İşinizle, derslerinizle ilgilenirsiniz, bu da bir süre sonra sıkar. En sevdiğiniz yemek olsa üst üste üç gün bile yemezsiniz. O çok sevdiğimiz tatillerde bile iki gün aynı şeyleri yaptıktan sonra sıkılmaya başlıyoruz. Gez gez nereye kadar diyip dönüyoruz. Allah’ın yerini hiçbir şey dolduramıyor.

Ümit beslediğimiz insanlardan günün birinde nankörlük görebiliyoruz. Beklenmedik davranışlarla karşılaşabiliyoruz. 30 yıllık ahbaplıklar, evlilikler bile son bulabiliyor. Özenle büyütüp yetiştirdiğimiz evladımız bile bir de bakıyoruz ki büyümüş ve bizi beğenmiyor. Tabi her evlat nankör olacak diye bir şey yok. Zaten nankör olmayanı da yuva kurup kendi dünyasına bakıyor. Günün birinde ölüm geliyor ve sevdiklerimizi elimizden alıyor. Hayat bizi açıkta bırakıyor. İşte bu açıktan bizi sadece Rabbimiz kurtarabilir. Açıkta kalanlar bir bir geç vakitte Rablerine sığınıyor. Peki niye bu kadar geciktin? Hayat sana hiçbir şey öğretmedi mi? Rabbe sığınmak için illa başına kötü bir şeyin gelmesini beklemene gerek yoktu ki! İlla kocanın ölmesini niye bekliyorsun? İlla kanser olduğunda mı sığınacaksın Rabbe ve tek dost ve yardımcının O olduğunu anlayacaksın?

Allah, kuluna Kafi değil mi, yetmiyor mu? Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah kimi saptırırsa artık ona kılavuzluk edecek yoktur. Zümer Suresi, 36

“Allah kuluna yetmiyor mu?” diye soran Rabbimize cevabımız, “yetmiyor” ise, benliğimizle yüzleşmenin tam sırasıdır! Nasıl yani? Nasıl yetmez? Zaten seni de beni de Allah yarattı, O yaşatıyor, bir yardım sağlanacaksa O sağlıyor, ihtiyaçların ve isteklerin de tamamen O’nun elinde. Bu durumda?

“Allah bana yeter” demek, tek başına, mağarada, sefalet içinde, insanlardan yüz çevirerek yaşamak değildir. “Allah bana yeter, o nedenle evlenmiyorum, gezmiyorum, zeytin, peynir yemiyorum,” diyip, dünya nimetlerinden elini çekmek de değildir. Gönlün ne söylüyor? Yine O’nun nimetleriyle yaşayacaksın, ama şu farkla: O nimetleri verenden başkasının seni kurtarmayacağını bileceksin.

Allah’ın tek gerçek dost ve yardımcı olduğunu bildikten sonra, O’nun verdiği her türlü nimet, rızıklar, sağlık, güzel dostlar, evlatlar, eşimiz elbette ki kıymeti bilinecek lütuflar haline geliyor. Yeter ki, tek gerçek dost ve yardımcının eşimiz, dostumuz veya kendimiz değil de bizi Yaratan olduğu gerçeğini kafamızdan çıkarmadan, bunu hayatımıza ve gönlümüze yerleştirerek yaşayalım.