Allah’a Yüzümüz Tutmasa Bile, Allah’a Sığınmaktan Başka Çaremiz Yok!

Kendinizi çok değersiz hissettiğiniz hiç oldu mu? Benim çok oldu. Ama bu değersiz hissediş, genelde başkalarının beni değersiz görmesi ile alakalı değil de benim bizzat kendimi değersiz görmem ile alakalı oluyor. Peki ben niye kendimi değersiz görüyorum? Cevabı çok basit: Allah’tan uzaklaştığım için.

Allah’a doğru atılan her adımda gayet mutlu ve çelişkisiz ilerleyen bu varlık, ondan uzak bir adım atmaya görsün, hemen çelişkilerle dolu bir mutsuzluk batağına doğru batmaya başlıyor.

Hatalar işliyoruz, evet, bunu işlemeyenimiz yok, niye böyleyiz, bilmiyorum ama böyleyiz işte.

En başta şunu bir kafamıza yazalım: Kim olursak olalım, eğer Allah bizi bağışlayıp temizlemezse biz kendi kendimizi asla kurtaramayız, cennete de giremeyiz! Bunu birçok Kuran ayeti ile görebiliyoruz.


Kuran’da bir ayet vardır ki, benim devamlı aklıma gelir ve bence Kuran’ın mükemmel bir kitap olduğunun delillerindendir, Tevbe Suresi 118. ayet. Allah’ın sevmediği davranışlar sergilediğimizde, günaha bulaştığımızda, hem iç dünyamızı gözler önüne seren, hem de ondan daha fazlasını yapıp, ümit verip, yapılacak en akıllıca şeyin yine Allah’a sığınmak olduğunu söyleyen ayet.

Geride bırakılan üç kişinin de tövbesini kabul etmiştir. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, benlikleri kendilerini sıkıştırmıştı. Kendilerine Allah’tan başka bir sığınak olmadığını anlamışlardı. Sonra onlara tövbe nasip etti ki, eski hallerine dönsünler. Hiç kuşkusuz, Allah, tövbeleri çok çok kabul eden, rahmeti sınırsız olandır. Tevbe Suresi, 118

Şu ayetin güzelliğine bakın. Allah, Tevbe suresinde dönemle alakalı bir şeyler anlatırken arada böyle dehşet sözler söylüyor. Tarihselcilere kalsa bu sözler o dönem adamlarına söylendiği için hemen at çöpe gitsin! Ama yok! Bu ayet şu zamanda yaşayanların ve gelecekte yaşayacak Müslümanların o kadar çok işine yarayacak ki!

“Kendilerine Allah’tan başka bir sığınak olmadığını anladılar…” Hayatın sırrını abuk sabuk insanların boş kitaplarında aramaya gerek yok. Çünkü hayatın sırrı Kuran’da. Allah’ın öfkesinden kurtulmak için yine Allah’a sığınmaktan başka çaremiz yok.

Kuran, genel olarak battı balık yan gider kafasına karşı çıkar. Yani, “Kötülükler işledim, kötü biri oldum, sonra da bu kötülüklerden kendimi kurtaramayacağımı anlayıp ipin ucunu bıraktım,” anlayışını Kuran paramparça eder.

Onlar, çirkin bir iş yaptıklarında yahut benliklerine zulmettiklerinde, Allah'ı hatırlar da günahları için af dilerler. Günahları Allah'tan başka kim affeder ki? Ve onlar yaptıklarında bile bile ısrar etmezler.
Ali İmran Suresi, 135

Yani şunu söylemeye çalışıyorum: Yanlışlarında bile bile ısrar etsen bile, tövbeni bozsan bile, hiç işlemediğin bambaşka yeni bir suç işlesen bile, hangi çukurun içerisine düşersen düş, oradan kalkmak için yine Allah’a mahkumsun. Battı balık yan gider deyip, Allah’a karşı çok suç işledim yüzüm yok deyip, Allah’tan büsbütün uzaklaşmak yerine, bir an önce O’na sığınmak çok daha karlı olacaktır, çünkü eninde sonunda sığınacağın tek kapı O olacak. Burada olmasa ahirette. Her an ölme ihtimalimizi de göz önünde bulundurduğumuzda, gerçekten en mantıklı seçenek yine yeni yeniden Allah’a sığınmak görünüyor. Yoksa, nasıl olsa suça battım diyerek şeytanın ardı sıra sürüklenmek suçumuzu artırmaktan ve Allah’a daha mahcup olmamızı sağlamaktan başka bir işe yaramayacak.

De ki: Ey nefisleri aleyhine haddini aşmış olan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah, günahları tümden affeder. O çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir. Zümer Suresi, 53

İşte ayeti gördünüz! “Eyvah, ben şimdi n’apıcam, Rabbime karşı mahcup oldum,” mu dediniz? Topla kendini, hemen Allah’a sığın, şeytanı takip ederek daha fazla vakit kaybetme! Rabbinden kaçışın yok! Her hatanla, yaptıklarınla, yapacaklarınla, her şeyinle O seni zaten biliyor! Sen de O’nun seni çok iyi bildiğini bil ve O’na sığın, af dile. Zaten af dilemekten başka ne yapabilirsin ki? Artık olan oldu.

Eğer Allah, insanları, kazandıkları yüzünden hesaba çekseydi, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar, ecelleri gelinceye kadar erteliyor. Allah, kullarını iyice görmektedir. Fatır Suresi, 45

Bu ayet gösteriyor ki, hiç kimse sütten çıkma ak kaşık değil! Fakat bu sakın size bir gevşeklik getirmesin! “Nasıl olsa herkes suçlu, ben de suçuma devam edeyim,” demeyin sakın! Allah dilediğini elbette bağışlar ama acaba seni bağışlayacak mı? İşte bundan ürpermelisin. Sence böyle art niyetli bir düşünceyle hareket edeni Allah ne kadar bağışlar, düşün taşın?

Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını izlemeyin. Kim şeytanın adımlarını izlerse, şeytan ona iğrençlikleri ve kötülüğü emreder. Allah'ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, içinizden tek kişi bile sonsuza dek temize çıkamazdı. Ama Allah dilediğini arıtıp temizliyor. Allah her şeyi işitiyor, her şeyi biliyor. Nur Suresi, 21

Kendimizi asla aklayamayız, ancak dilerse Rabbimiz bizi aklar. İşte ayet Allah bizi temizlemese tek kişinin bile temize çıkamayacağını söylüyor! Hiçbirimiz temiz değiliz, hepimizin kirleri var, ama en az kirli biz olabiliriz. Bunun savaşını verebiliriz. Allah’a yüzüm yok diyip de O’ndan yüz çevirmemiz, O’ndan köşe bucak kaçmamız anlamsız. Çirkinliklerimizi ancak Allah örtebilir, günahları ancak O affedebilir.

 “Ben bunca günahtan sonra bu rezil benliğimle Allah’a nasıl yönelirim,” mi diyorsun? Mecbur yöneleceksin işte! Merak etme Allah trip atmaz! Madem yüzün yok, O’nun karşısında mahcupsun, o zaman öyle bir mümin ol ki O’nun seni sevmesini sağla! Başarılmayacak bir şey değil. Peygamberlerin bile peygamber olmalarına rağmen hataları oldu ama vazgeçip Allah’a yöneldiler ve “peygamber” olmaya devam edebildiler.

Ey iman sahipleri! Allah’a karşı takva sahibi olursanız, Allah size hakla batılı/iyiyle kötüyü ayırma gücü verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah, o büyük lütfun sahibidir. Enfal Suresi, 29






Kuran'da Dilimiz ile Alakalı Yasaklar (DETAYLI YAZI)

Biliyorum, ben bu yazıyı yazsam da dil ile ilgili yasaklar yine önemsenmeyecek, uygulaması zor denecek, sabırlı olması güç denecek, birçok kişi tarafından hayat eskisi gibi akıp gidecek. Ama belki kimse olmasa da 1 kişi bu yazıdan bir fayda sağlar da bu yasaklardan birkaçını hayatına geçirmeye çalışır. Hadi o da olmadı en başta ben uygularım inşallah.

Meleklere inanıyoruz, namazlardan sonra sağa sola selam vermesini biliyoruz, peki meleklerin her şeyimizi kayıt altına aldığını bilmiyor muyuz? Kitabımızın bize verildiği gün kendi kitabımızda kim bilir ne sözlerle karşılaşacağız! Ağzımızdan devamlı boş sözler çıkmış, onun bunun dedikodusunu yapıp durmuşuz, devamlı yalan söylemişiz, her sayfada gözümüze çarpan bir başka küfür, kendi zanlarımızda boğulmuşuz…

Sağında ve solunda oturmuş iki görevli, kayıt yapmaktadır. Bir söz sarfetmeye dursun, yanındaki gözcü hemen zaptediverir. Kaf Suresi, 17-18

İnternette, “Banyo yaparken melekler bizi çıplak görür mü?” gibi saçma sorular aratmayı biliyoruz, peki bu soruları soranlar meleklerden sadece banyo yaparken mi çekiniyorlar? O melekler senin her şeyini kaydediyor zaten merak etme. Düşüncelerin de, fiillerin de, sözlerin de, gözlerin de kayıt altında.

Burada yazdığım yasakların hepsine kaynak olarak Kuran’ı gösteriyorum. Yani okuduğumuz kitabın önemsemeyip geçtiğimiz yasakları bunlar. Ben sadece bir araya getirmeye çalıştım. Gördüm ki, Müslümanım diyen bu toplum, örneğin namaz gibi bir emri seçmiş beğenmiş ve sadece onu yerine getirmeye çalışıyor! Anlamadan da olsa namazını yerine getirenler, başını kapatanlar otomatikman sofu oluyor! Dil ile ilgili yasakların hayattaki yeri nerede peki? Bulamazsınız, çünkü hiçbirimiz bu yasaklara uymazsak, hayatlarımızda da elbette yeri olmaz böyle yasakların! Ne var ki, İslam sadece namaz kıl demiyor. Tüm bu yazıdaki yasakları da uygulamamızı istiyor. Dili tutmak sabırla ilintili bir eylemler bütünü. İnceleyelim, bakalım inceledikçe utanacak mıyız kendimizden?

DEDİKODU YAPMAMAK, ALAY ETMEMEK, LAKAP TAKMAMAK, KÖTÜ ZANDA BULUNMAMAK, GİZLİLİKLERİ ARAŞTIRMAMAK, AYIPLAMAMAK

Önce şu iki ayeti okuyalım inşallah:

Ey inananlar! Bir topluluk başka bir toplulukla alay etmesin! Olabilir ki, alay ettikleri topluluk kendilerinden hayırlıdır. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler. Alay ettikleri, kendilerinden hayırlı olabilir. Ve birbirinizi ayıplamayın, birbirinize lakaplar yakıştırmayın. İmandan sonra sapıklıkla adlanmak ne kötü şeydir! Kim ki tövbe etmez, işte böyleleri zalimlerdir. Hucurat Suresi, 11

Ey iman edenler! Zandan çok sakının! Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli şeylerini araştırmayın! Gıybet ederek biriniz ötekini arkasından çekiştirmesin! Sizden biri, ölmüş kardeşinin etini yemek ister mi? Bakın bundan iğrendiniz. Allah'tan sakının! Hiç kuşkusuz, Allah tövbeleri çok kabul eden, rahmeti sonsuz olandır. Hucurat Suresi, 12

Sırf şu iki ayetten çıkan yasaklara bakın! Hangi birine uyuyoruz ki bunların? Merak etmeyin dostlar, kendinizi yalnız hissetmeyin, ben de uymuyorum! Ama bunları birlik olup bu yasaklara uymayalım diye anlatmıyorum, uyalım diye anlatıyorum.

Ayetler o kadar açık ki, aslında bana söyleyecek pek söz düşmüyor. Ayetlerde geçen ifadeler hepimizin bildiği şeyler. Kimse, “Alay etmek ne? Zannetmek ne? Çekiştirmek ne?” diye sormaz. Hepimiz biliyoruz ne olduğunu bunların. Ben yine de biraz anlatmaya çalışayım:

Alay etmek: Hepimizin eğlenerek yaptığı şey. Çok fırlama olduğumuz için alay etmeden duramayız biz. Karşımızdakinin meziyeti ne olursa olsun alay edecek bir şey mutlaka vardır! Karakterinde bir şey bulamazsanız yılmayın, kılık kıyafetinde veya gözünde, kaşında, boyunda, kilosunda, illaki bir şeyler vardır, dikkatli bakın! Hayatımızı alay ederek sürdürüyoruz. Başkaları da bizimle alay ediyor ama olsun, ne de olsa biz onları duymuyoruz.

Ayette kadınların alaycılığına ayrıca bir dikkat çekilmiş. Allah, kendi yarattığı kadın cinsini de en iyi bilen olduğu için böyle bir açıklamada bulunmuş. Evet, hanımlar, sizsiniz. Size diyor. Alay etmeyin diyor. Belki alay ettiğiniz sizden daha hayırlıdır diyor. Herkese diyor, ama kadınlar için bir kez daha söylüyor.

Lakap takmak: Başımıza musallat olan, üzerimize yapıştı mı, kovsan da gitmeyen birtakım takma isimler. 20 yaşında size hoşnut olmadığınız bir lakap taktıklarını düşünün. Köy gibi küçük bir yerleşim yerindesiniz. O lakapla tanınıyorsunuz ve o lakap sizinle birlikte ölene dek gelecek. Gerçekten insanın psikolojisi bozulurdu. “Peki lakap takılan kişi lakabından ve halinden memnunsa takabilir miyiz?” Ayetin burasını aslında birçok kişi “kötü lakaplar takmayın” olarak çevirmiş. O yüzden böyle bir şey bana sakıncalı gelmedi. Sanat güneşi deriz mesela. Kişinin bir kusuruyla, ırkıyla, diniyle ilgili bir isim takmak başka, mesleği ile ilgili isim takmak başka. Ayette böyle kötü bir yaftalamadan bahsediliyor diye düşünüyorum.

Kötü zanda bulunmak: Kuran, “Doğrusu da şu ki sanı, haktan hiçbir şey ifade etmez. Yunus 36” diyor. İnsanlar hakkında kötü zanlarda bulunuyoruz fakat bu zanlar ne bir işimize yarıyor ne de gerçeği karşılıyor. Sadece günah almamıza yarıyor. İnsanın zandan uzak durabilmesi için daha güzel düşünebilmesi, mümin olduğunu kendisine hatırlatması gerekiyor. Kafamızın içi gerçekten zanlarla dolu. Hayatımızdaki insanları şöyle bir düşünelim, hepsi hakkında gereksiz zanlara sahip değil miyiz? En yakın bulduğumuz insanlara karşı bile kötü zanlarımızla yaklaşıyoruz. Bu zanlarımız yüzünden hayatımıza giren insanları yanlış anlayabiliyoruz, onlardan uzaklaşabiliyoruz. Hele ki bir de zanlarımız gerçek çıkmazsa pişmanlık duyuyoruz, günahını aldım diyoruz. Bu maddeleri inşallah yavaş yavaş hep birlikte aşmayı başarırız (Bazılarının da Allah’a karşı zanları vardır tabi, bu daha da beter).

Birbirimizin gizliliklerini araştırmak: Çok sevdiğimiz bir şey daha. Zaten hayırlı bir şey olsa sevmeyiz. Tam da bunu yapan magazin programlarını da çok seviyoruz. Gerekirse casus gibi iz bile süreriz ki merakımızı giderebilelim. Burnumuzu bir şeylerin içine sokmaya çok meraklıyız. Ayet “tecessüs etmeyin” diyor; yani, birbirinizin gizli yönlerini, hatalarını araştırmayın. Kuran’daki yasaklar basit aslında, genelde ne anlıyorsanız o çıkıyor (TDK’da Tecessüs: Belli etmeden kendini ilgilendirmeyen şeyleri öğrenmeye çalışma).

Dedikodu: Canımız, ciğerimiz… Onsuz asla olamayız. Kuaförler, kahvehaneler, televizyon programları, hatta Whatsapp mesajları dedikodularımızla doluyor, taşıyor, patlıyor, çatlıyor... Belli ki toplumca ortak bir karar almışız: “Dedikodu konusunu açmayalım, hepimiz yapalım işte, hepimiz yaparsak Allah da görmezden gelir,” şeklinde düşünmüş olmalıyız! Yoksa gıybet olayını böyle içli içli, böyle gönülden, böyle güzel yapabilir miydik? Sırf gıybetten oluşan televizyon programlarını ağzımız açık izleyebilir miydik? Hem Whatsapp sohbetleri ne olacaktı o zaman? Whatsapp’ta kimse kimseye bir şey yazmayacak mıydı yani? O nedenle toplumca aldığımız ortak karara göre gıybet yaptık, gıybet yapıyoruz ve gıybet yapacağız Allah nasip ederse! Hatta Müslüman bir toplum olarak bunun daha eğlenceli bir hale gelmesi için birtakım günler de organize etmeliyiz, ediyoruz da zaten! Kuru kuru gıybet de hiç çekilmiyor! Bir yerden sonra ağzı kuruyor insanın! Çayın, kurabiyen de yanında olacak ki onu bunu çekiştirmenin tadı çıksın! O kadar safız ki, beş bin yıldır aynı şeyleri konuşuyoruz, hiç yılmadık! Bari önemli şeyler konuşsaydık, ama yok, detaylara boğulmuşuz bir defa. Oysa, ayete göre, gıybet ağızda ölmüş kardeşinin etinin tadını (!) bırakmalı, kurabiye tadı değil!

İki ayetten bile bu kadar çok emir çıktı. Peki biz bunca emire nasıl uyacağız? Siz sormadan ben söyleyeyim: Benliğimizi iyileştirmeye çalışarak. Büyük bir ihtimalle bu yazıyı okur okumaz yarından itibaren alay etmeyen, dedikodu yapmayan, zanda bulunmayan kimseler olmayacağız. Bunun için önce bazı şeyleri kafada halletmek gerekiyor. Mesela bu yazıyı daha sonra tekrar okuyun. Kuran’da başka başka surelerde geçen yasakları ben bu yazıda birleştirdim. Önce insanın kendi benliğine dönüp ayetleri düşünüp taşınması gerekiyor. Ha deyince bu yasakları uygulamakta zorlanabiliriz, çünkü işin bir de alışkanlık boyutu var. Ama Allah bunları Kuran’a yazdığına göre imkansız değil belli ki. Bu yasaklar aslında müminlerden öne geçmek isteyenler için bir fırsat. Örneğin, kötü zanda bulunan bir müminseniz, zanda bulunmayan bir mümin sizden daha iyi bir mümin olmuş olur.  

Yazıklar olsun arkadan çekiştirenlerin, kaş göz işareti yapıp alay edenlerin tümüne! Hümeze Suresi,1

VERDİĞİMİZ SÖZDE DURMAK

Ahdinize vefalı olun çünkü verilen söz sorumluluk gerektirir. İsra Suresi, 34

Müminler emanetleri korur ve verdikleri sözleri yerine getirirler. Müminun Suresi, 8

Dille alakalı tüm bu yasakları gözetmemek aslında hepimizin hayatını zorlaştırıyor. Herkesin mümin olduğu bir dünyada her şey güzel olabilirdi ama Allah’ın yasakları önemsenmediği ve uygulanmadığı için yeryüzünde kimse kimseye güvenmez halde. Verdiği sözde durmayanlar sadece siyasetçiler değil. Birbirlerine güvenmesi gereken müminler bile birbirine güvenemez haldeler. Nedeni elbette bizim takva eksikliğimiz. Tüm insanlar sözlerinde dursalardı, hayat ne kadar da kolaylaşırdı. Alacağımızı söz verilen gün alabilirdik, söz verilen saatte işlerimiz hallolurdu, içimizde, acaba olacak mı olmayacak mı, gelecek mi gelmeyecek mi diye düşüncelere kapılmak zorunda kalmazdık. Birisiyle buluşmak için sözleşiyoruz, beş dakika bile erken gitsek, kafamızda kurmaya başlıyoruz: “Acaba gelmeyecek mi? Acaba ekildim mi?”

Bir de Allah’a verdiğimiz sözler var tabi. Allah’a söz verip sonra caymak, insana söz verip caymak gibi olmasa gerek! Allah korusun. Bunu tövbe edip sonra tövbemizi bozmak olarak da anlayabiliriz. Bir daha yapmayacağım dedik, ama sonra yaptık. Bu durumda yapılacak şey tabi ki tekrar tövbe etmektir ama sanırım artık bir de sözümüzü tutamadığımız için tövbe etmemiz ve af dilememiz de gerekecek!

Hayır, kim ahdine vefa eder, takvaya sarılırsa hiç kuşkusuz, Allah takvaya sarılanları sever. Ali İmran Suresi, 76

Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini basit bir bedel karşılığı satanlar var ya, işte onlar için ahirette hiçbir nasip yoktur. Allah onlarla konuşmayacaktır, kıyamet günü onlara bakmayacaktır, onları temizleyip arıtmayacaktır. Onlar için korkunç bir azap vardır. Ali İmran Suresi, 77

BİLGİSİZ HABER YAYMAMAK, HER DUYDUĞUNA İNANMAMAK, İFTİRA ATMAMAK

Ey inananlar! Size yoldan sapmış birisi, bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın! Yoksa bilmeyerek bir topluluğa karşı kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.
Hucurat Suresi, 6

Dünyanın bilgi çöplüğünde her duyduğumuza inanıyoruz, güvenilmez yerlerden gelen bir haberi herkese yayıyoruz, sonra da haber yalan çıkıyor, aldatılmışız diyoruz. Oysa biz de haberi yayarak başkalarını aldatmış olduk. Herkes yalan bir habere inandı ve belki de bu haberdeki insanlarla ilgili atıp tuttu, kötü zanlarda bulundu, dedikodu yaptı ve sonuç olarak herkes günah kazandı! Birileri de sizin iftiralarınızın kurbanı oldu! Çok acı bir şey. Haberlerin internet ile çok süratli yayılabildiği günümüzde, duyduğumuz haberlerin üstüne hemen atlamamak, haberin güvenilir bir kaynaktan gelip gelmediğine bakmak gerekiyor.

Bizim bir çırpıda su içer gibi yaptığımız zina iftirası ile ilgili bir olayı, Yüce Allah, büyük bir olay olarak anlatıyor. Zina iftirasıyla ilgili Nur Suresi’nin 11 ile 19. ayetler arasını okumanızı tavsiye ediyorum. Kuran’ın bu konuya verdiği önemi görmek için bakmalısınız. Yazı daha fazla uzamasın diye ben oradan sadece Nur Suresi 15. ayeti paylaşıyorum:

O zaman siz, onu (iftirayı) dillerinizle birbirinize yetiştiriyordunuz ve ağızlarınızla, hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyi söylüyor, üstelik bunu önemsiz sanıyordunuz. Oysaki Allah katında o, çok büyük bir günahtı.

Eğer şahitleriniz yoksa bir kadına asla dil uzatamazsınız. Herhangi bir iftira bile 
bizi ne denli yaralayabilecekken, bir de iffetimizle alakalı iftiraya uğradığımızı düşünürsek bunu daha iyi anlarız.

O bir şeyden habersiz iffetli mümin kadınlara iftira atanlar, dünyada da ahirette de lanete çarptırılmışlardır. Büyük bir azap vardır onlar için.

Gün gelecek onların kendi dilleri, kendi elleri, kendi ayakları, yapıp ettikleri işler hakkında kendi aleyhlerine tanıklık edecektir.

O gün Allah, onlara hak ettikleri cezayı tam verecek ve Allah'ın apaçık gerçek olduğunu bilecekler.

Nur Suresi, 23-25

Kuran’a göre, zina yapanlara -dört şahit getirilebilirse- ceza olduğu gibi, bir kadını zina ile suçlayıp şahit getiremeyenlere de ceza vardır. Hatta böylelerinin şahitlikleri bir daha asla kabul edilmez. Yani aslında Kuran’a göre; iffetli bir kadını zina yaptı diye suçluyorsak ve dört şahidimiz yoksa, o kadının değil onu zina ile suçlayanın cezalandırılması gerekiyor!

BOŞ KONUŞMAMAK

Boş yaşamayı ve haliyle boş konuşmayı yaşam gayesi edinmiş ve siz boş yaşayıp boş konuşmuyorsunuz diye sizi beğenmeyip eleştiren, kendilerine benzemenizi isteyen boş insanlarla dolu çevremiz. İnşallah Allah’ı dinler de boş insanlara uymaz, boş konuşmalarına kanmaz ve ne boş konuşur ne de boş konuşana pas veririz.

Onlar yalan yere şahitlik etmezler. Boş lakırdıya rastladıklarında onurlu bir şekilde geçip giderler. Furkan Suresi, 72

Boş lakırdıyı duyduklarında, ondan yüz çevirir şöyle derler: “Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size. Selam olsun hepinize. Biz cahilleri önemsemeyiz.” Kasas Suresi, 55

“Boş konuşmaktan vazgeçiremediklerimizden misiniz?” adlı yazımı da okuyabilirsiniz: http://allahateslim.com/2015/11/25/bos-konusmaktan-vazgeciremediklerimizden-misiniz


YALAN SÖYLEMEMEK, KONUŞURKEN ADALETİ GÖZETMEK, YALANCI ŞAHİTLİK YAPMAMAK, YALAN YERE YEMİN ETMEMEK, YEMİNLERİ KÖTÜYE KULLANMAMAK

Yalan demek, karşımızdakini aldatmak demek. Müminler güven veren bireyler olmaları gerektiği için asla yalana başvurmamalılar. Yalanın bir ihtiyaç olduğunu söylerler, bu söz doğru olsa bile yine de yalan söylemememiz gerekiyor, çünkü Allah öyle istiyor. Uydurduğumuz ihtiyaçlara göre değil, Allah’ın belirlediği kurallara göre yol almalıyız. Yalanın ne olduğunu, nelere yol açabildiğini anlatmaya gerek yok. Bazen kendimizi kurtarmak için bazen karşımızdakini hoşnut etmek için yalan söylüyoruz. Dille ilgili dikkat edilmesi gereken çok husus var, hepsine bu yazıda değinebilmek için biraz hızlanacağım, kısa keseceğim. 

Birkaç ayet paylaşayım:

Andolsun biz, onlardan öncekilerini sınadık. Allah, özüyle sözü bir olanları elbette bilecektir. Ve O, yalancıları da elbette bilecektir. Ankebut Suresi,3

Yalanı ancak, Allah'ın ayetlerine inanmayanlar uydururlar. Yalancılık edenler onların ta kendileridir. Nahl Suresi, 105

Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve doğrularla birlikte olun. Tevbe Suresi, 119

Artık putların pisliğinden, yalan sözden uzak durun. Hac Suresi, 30

Ey inananlar, Allah’tan sakının ve doğru söz söyleyin. Ahzab Suresi, 70

Kuran’da yemin konusu da ayrıntılı bir şekilde işlenmiştir. Yeminlerle alakalı ayetlerden birkaçı şöyle:

İyilik etmenize, takvaya sarılmanıza, insanlar arasında barışı kurmanıza engel yapmak üzere Allah'ı yeminlerinize siper haline getirmeyin. Allah, her şeyi duyar, her şeyi bilir. Bakara Suresi, 224

Allah sizi, yeminlerinizdeki boş sözlerden dolayı sorumlu tutmaz. Fakat, kalplerinizin kazandığı şeylerden sizi sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, yumuşak davranandır. Bakara Suresi, 225

Yeminlerinizi aranızda hile ve aldatma aracı yapmayın; aksi halde, ayak sağlam bastıktan sonra kayar ve Allah yolundan alıkoyduğunuz için acıyı tadarsınız. Üstelik büyük bir azaba da uğrarsınız. Nahl Suresi, 94


Sizin lütuf ve imkan sahibi olanlarınız; akrabaya, çaresizlere, Allah yolunda hicret edenlere bir şey vermemeye yemin etmesinler, affetsinler, hoş görsünler. Allah'ın sizi affetmesini istemez misiniz? Allah, bağışlayandır, merhamet edendir. Nur Suresi, 22

Bilinçli olarak, gönülden onay vererek yaptığımız yeminlerden sorumlu tutuluyoruz (Bkz: Bakara 225).

İyiliği engellemeye yönelik yeminler etmememiz isteniyor (örneğin Nur 22).

Bir an öyle gaza geldim yemin ettim ama geldi geçti deyip yemin konusunu geçemiyoruz. Ancak kefaretini ödeyerek onlardan kurtulabiliyoruz (Bkz: Maide 89).

Yalan yere, karşımızdakini kandırma amaçlı yeminler edemiyoruz (örneğin ticarette sattığımız malın özellikleriyle ilgili gerçek dışı sözler ve yeminler).

Ey iman edenler! Kendiniz, anne-babanız, yakınlarınız aleyhine de olsa, zengin veya fakir de olsalar, adaleti ayakta tutarak Allah için tanıklık edenler olun. Allah, ikisine de sizden daha yakındır. O halde nefsinizin arzusuna uyarak adaletten sapmayın. Eğer dilinizi eğip büker yahut çekimser kalırsanız, Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır. Nisa Suresi, 135

…,Konuştuğunuz zaman, yakınlarınız aleyhine de olsa, adaleti gözetin… Enam Suresi, 152

Onlar yalan yere şahitlik etmezler. Boş lakırdıya rastladıklarında onurlu bir şekilde geçip giderler. Furkan Suresi, 72

Onlar şahitliklerini dosdoğru yaparlar. Mearic Suresi, 33

Çok şükür ki, yalancı şahitliğe bile değinen bir kitabımız var. En sevdiğimiz insan aleyhine bile olsa, hatta kendi aleyhimize bile olsa gerçekleri söylemek durumundayız. Bir tanecik yalan söyleyip kurtulayım diyemeyiz. Hatta ayetlere göre, “Yalan da söylemiyim, doğru da söylemiyim, tarafsız kalayım,” bile diyemiyoruz. Doğruları söylememiz gerekiyor. Hayat boyu karşımıza çıkıp durmakta olan dil ile ilgili bu sınavları bakalım hangi müminler geçebilecek?

Yalanla ilgili şöyle de bir güzel söz var:

“Beni en çok üzen şey; bana yalan söylemen değil, bir daha sana inanmayacak olmam.”

KÜFÜRLÜ KONUŞMAMAK

Allah çirkin sözün açıklanmasını sevmez. Zulme uğratılan kişi müstesna. 

Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir. Nisa Suresi, 148

Ve kullarıma de ki: Sözün en güzelini söylesinler. Muhakkak ki şeytan, onların aralarını bozar. Muhakkak ki o, insana apaçık düşmandır. İsra Suresi, 53

Küfür etmeden konuşmak varken niye küfürlü konuşuruz hiç bilmem. Galiba toplumun bize dayattıklarını sorgulamadan almayı sevdiğimiz için. Bu öyle bir hal almış ki, küfürlü konuşmayanlar kınanır hale gelmiş. Bir parçamız gibi adeta küfürlerimiz. Küfürlü konuşanları severiz, küfürlü diziler filmler bizi çeker, küfür eden teyze videosunu görünce, “İşte tam bir Anadolu kadını,” der, mutlu oluruz!

Kuran öyle gerçekçi bir kitap ve İslam öyle kolaylaştırılmış bir din ki, Allah, zulme uğrayana bunun iznini dahi veriyor. Çünkü insan zulme uğradığında gerçekten kendine hakim olamayabiliyor, belki küfür etmese daha kötü bir şey yapacak, sinirle ağzından kötü sözler dökülebiliyor. Allah da bunun iznini veriyor. Fakat tabi biz zulüm gördüğümüzden ötürü değil keyfimizden küfür ediyoruz. Fakat ayette gördüğünüz gibi, Allah, bunu sevmediğini söylüyor.

Bir de düşünsenize, bazımız var gün içerisinde Allah’ın adını ağzına almaktan çok küfür ediyor. Küfür adeta bir parçası gibi olmuş, kopamıyor. Bu kadar çok sözcük içinden insanın en çok ihtiyacının olduğu lafın küfür olması çok acı. Ayrıca sen dışarıda orada burada insanların senin küfründen rahatsız olmayacaklarını nereden çıkardın ki? Söze küfürle başlayıp, küfürle bitiren ve bunu sanki hayatın bir gereğiymiş gibi göstermeye çalışanlar Allah’ın sevmediği bir şeyi yapıyorlar! Zaten bu yazıda anlattığım yasakları yerine getirmeyerek yeterince batmışız, bir de bunlara küfürlü konuşmayı eklemesek mi acaba?

“Allah, Kötü Sözün Açıklanmasını Sevmez; Güzel Konuşmamızı Buyurur” adlı yazıyı da okuyabilirsiniz: http://allahateslim.com/Allah kötü sözün açıklanmasını sevmez


KESİN KONUŞMAMAK, ALLAH DİLERSE DEMEK

Hiçbir şey için, ”Ben bunu yarın kesinlikle yapacağım,” deme.

”Allah dilerse” şeklinde söyleyebilirsin. Unuttuğunda, Rabbini an. Ve de: ”Umarım ki Rabbim beni, bundan daha yakın bir zamanda başarıya ulaştırır.” Kehf Suresi, 23, 24

Diğerlerine göre daha kolay yapılabilir bir emir sanırım. Fakat inşallah demek kafalarda olumsuz bir çağrışım yapıyor olsa gerek, ne zaman inşallah desek karşımızdaki tarafından yanlış anlaşılıyoruz. Adama, “İnşallah gelirim,” diyorsun, “Nasıl yani gelmiyor musun?” diye cevap geliyor. Ne bilsinler inşallah demenin bir emir olduğunu. Bazen de gerçekleştirmek istemediğimiz bir teklif üzerine söyleriz bu sözü:

- Bir gün birlikte de gidelim oralara, ben de sizinle gelseydim?
- İnşallah... (Seni oralara götürmek istemiyorum yerine kibarlık olsun diye inşallah denildi)

Oysa, inşallah demek, Allah dilerse demektir ve olumsuzluk belirtmez. Şunu belirtir: Ben bir şey yapmak istiyorum, ama bu isteğim ancak Allah da isterse olur, Allah istemiyorsa olmaz. O nedenle, inşallah demeyi alışkanlık haline getirebilirsek ve bir de anlamına uygun kullanabilirsek iyi olacak. Ben konuşurken İnşallah’ı da Allah dilerse’yi de kullanıyorum.

“İnşallah’ı Maşallah’ı Var mı Yok mu?“  adlı yazıyı da okuyabilirsiniz: http://allahateslim.com/inşallahı maşallahı var mı yok mu

YUMUŞAK KONUŞMAK, SERT KONUŞMAMAK

Kaba davranan, sert konuşan insanlar beni de her zaman itmiştir. Ciddi bir tavır takınmak başka, sert davranarak insanları incitmek başkadır. Allah, Musa peygamberi Firavun’a gönderirken bile yumuşak konuşun diyerek gönderiyor. Muhammed peygambere de, eğer kaba biri olsaydı, çevresindeki insanların onu bırakmış olacağının haberi veriliyor. O yüzden özellikle insanları Allah’a ve dine çağıranlar yumuşak bir üslup takınarak bunu yapmalı.

"Ona yumuşak ve tatlı bir sözle hitap edin; belki öğüt alır, yahut ürperir." Taha Suresi, 44

Allah'tan bir rahmet sayesindedir ki, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın senin çevrenden dağılır giderlerdi. O halde bağışla onları, af dile onlar için; iş ve yönetim konusunda da onlarla şûraya git. Bir kez azmettin mi de artık Allah'a güvenip dayan. Allah, tevekkül edenleri sever.
Ali İmran Suresi, 159

BAĞIRA ÇAĞIRA KONUŞMAMAK, SESİMİZİ ALÇALTMAK

"Yürüyüşünde doğal ol, sesini alçalt. Şu bir gerçek ki, seslerin en çirkini eşeklerin sesidir." Lokman Suresi, 19

Başımıza bela olmuş bir hastalık daha. Herkes gereksiz yere yüksek sesle konuşuyor veya birbirine bağırıyor. Küçüklükten beri, evladım biraz sesin çıksın diye diye bu hale getirdiler bizi. Şimdi de sesi çıkmayanları biz aynı hale getirmeye çalışıyoruz. Sessiz, sakin insanlarla karşılaşamaz hale geldik.

De ki: "İster Allah diye yakarın, ister Rahman diye yakarın. Hangisiyle yakarırsanız yakarın, en güzel isimler O'nundur. Namazında sesini yükseltme, kısma da. İkisi ortası bir yol tut." İsra Suresi, 110

Kuran’ın sırf Arapçasını öğrenip, peki ne diyor bu kitap bana diye sorgulamazsan, elbette ki üstünde mikrofon olsa bile bağıra çağıra namaz kıldırırsın! Bizim millet de zaten bağıran çağıran imamları sever. Bağıra çağıra yeri göğü inleterek namaz kıldıracaksın ki bir şeye benzesin. Mıy mıy namaz kıldırmak mı olurmuş? Sessizlikten hoşlanmıyoruz. Mescitlerde namaz kıldıran kardeşler, ne olur bağırmayın, bakın yukarıdaki ayet ne diyor…

KÖTÜ KONULAR İÇİN FISILDAŞMAMAK, GİZLİ KONUŞMAMAK

Kuran’ın ne kadar yüce bir kitap olduğunu bu yasaklarla daha iyi anlıyoruz aslında. Hayatımızın öyle noktalarına değinmiş ki, bu yasaklar uygulansaydı herkes yeryüzünde en zinde halinde dolaşır, birçok stres geride kalabilirdi. Rabbimiz, kimse kimseye rahatsızlık vermesin istiyor. Kim karşısında fısıldaşan insanlar görmek ister ki? Hem ayrıca ne fısıldaşıyor olabilirler ki bu insanlar? Konuşmalar boş olunca fısıldaşmalar dolu olacak değil ya, fısıldaşmalar da boş olacak veya günaha çağıran türden olacak elbette! Aynı ortamda bulunduğunuz koskoca insanlar bile yapıyor karşınızda bunu!

Onların gizli konuşmalarının (fısıldaşmalarının) çoğunda hayır yoktur. Ancak sadaka vermeyi veya iyilik yapmayı veya insanların arasını düzeltmeyi emreden kimsenin konuşması hariç. Ve kim Allah rızasını istemek için bunları yaparsa, o taktirde ona “büyük mükâfat” vereceğiz. Nisa Suresi, 114

Ey iman edenler! Aranızda gizlice konuşacağınız zaman, bundan böyle, günah işlemek, düşmanlık etmek ve Peygambere karşı gelmek için fısıldaşmayın; hayır ve takva için fısıldaşın. Ve huzurunda toplanacağınız Allah'tan sakının.

Fısıltı, inananları kederlendirmek için ancak şeytandan gelir. Bununla birlikte o, Allah'ın izni olmadıkça inananlara hiçbir zarar veremez. Müminler sadece Allah'a güvenip dayansınlar.

Mücadele Suresi, 9, 10

Düşünürseniz aslında dil ile alakalı yasakların insan psikolojisine ne kadar faydalı olabileceğini daha iyi anlarsınız. Kuran öyle yüce bir kitaptır ki, bizi hapse attırmayacak türden suçlardan da söz eder. Boş konuştu diye veya fısıldaştı diye kimseyi hapse attıramazsınız. Yüce Allah’ın bu yasakları biz daha iyi insanlar olabilelim ve birbirimize rahatsızlık vermeyelim diyedir. Çünkü bu emirlere uymamak gerçekten insanları rahatsız eder. Kim arkasından dedikodusu yapılsın ister ki? Ya da “Arkadaşlarımın yanından ayrıldım, şimdi kesin benim dedikoduma başlayacaklar,” duygusu güzel bir duygu mudur? Yalan söyleyip insanları aldatmak güzel midir? Onun bunun kilosuyla, boyuyla, sivilcesiyle, kıyafetiyle, hatta yaptığı işle dalga geçmek iyi midir peki? Duruşmanızda sizin aleyhinize yalancı şahitlik yapanlar görmek ister miydiniz? Hiç üst üste yalan yere yemin edip sizi kandıranlar oldu mu? Hobbit diye lakap taktıklarınız acaba gerçekten kendi dünyasında komplekse girmiş midir diye hiç düşündünüz mü? O halde bu emirlerin itaat edilmemesi, boş verilmesi gereken emirler olduklarını da nereden çıkarıyoruz?

YAPMAYACAĞIMIZ ŞEYİ SÖYLEMEMEK

Ey iman edenler, yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz? 

Yapmayacağınız şeyi söylemeniz Allah katında büyük suçtur. Saff Suresi, 2-3

Hani trafikte, “İnicem şimdi arabadan, şu öndekinin kırıcam ağzını burnunu!” dediniz ve bunu yapmadınız ya (çünkü bunu yapmazsınız), işte sizden bahsediyor ayet.

“2 çocuğum var demem inan seni boşarım!” dediniz ve içten içe de biliyorsunuz ki aslında eşinizi boşamak diye bir şey söz konusu bile olmayacak, işte sizden bahsediyor ayet.

Bol keseden atıp hayallerimizi gerçekmiş gibi anlatırız ya, hah işte onu yapmayın diyor!

“Taşınırken ben sana yardımcı olurum kardeşim, bizim arkadaşın kamyoneti var, merak etme,” dediniz ve taşınma günü gelince “Arkadaşın işi çıkmış kusura bakma,” dediniz ya hani, işte bu ayeti üzerinize alınabilirsiniz. Belki de size ümit bağlayan birinin hayallerini yıktınız! Belki de sizin sözlerinize güvenerek hareket eden birinin işlerini bozdunuz! Yapmayacağımız şeyi söylemeye, Rabbimiz, “büyük suç” diyor.

BİLMEDİĞİMİZ HALDE GEREKSİZ YERE TARTIŞMAMAK

Son konumuza geldik: Gereksiz yere tartışmamak. İnternetin sayesinde açıkça görebiliyoruz ki, tartışmayı çok seviyoruz. Tıpkı ayetlerde tarif edildiği gibiyiz. Eskiden çarşıda pazarda yapardık, şimdi hem çarşı pazarda hem de sosyal medya üzerinden rahat rahat tartışabiliyoruz. Bilgimiz olsun olmasın istediğimiz kişiye istediğimizi söyleyip ortadan toz olabiliyoruz.

Biz bu Kuran'da insanlar için her türlü örneği verdik. Fakat insan tartışmaya çok düşkündür. Kehf Suresi, 54

İşte siz böyle insanlarsınız! Hakkında biraz bilginiz olan şeyde çekişmeye girdiniz. Peki, hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyde neden tartışmaya giriyorsunuz? Allah bilir ama siz bilmezsiniz. Ali İmran Suresi, 66

"Üç kişiydiler, dördüncüleri köpekleriydi." diyecekler. Şunu da diyecekler: "Beş kişiydiler, altıncıları köpekleriydi." Gaybı taşlamaktır/bilinmeyen şey hakkında atıp tutmaktır bu. Şöyle de derler: "Yedi kişidirler, sekizincileri de köpekleridir." De ki: "Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Onlar hakkında bilgisi olan, çok azdır." O halde, onlar hakkında yüzeysel bir tartışma dışında hiçbir çekişmeye girme. Onlar hakkında, konuşup duranlardan hiç kimseye bir şey sorma. Kehf Suresi,22

İnsanları devamlı tartışırlarken görüyorum. En ufak bir konuda bile tartışmaya hazır bir haldeyiz. Bilgimiz olmasa dahi tartışabiliriz. Kıyametin asla bilemeyeceğimiz tarihini de tartışırız, Ashab-ı Kehf’in kaç kişi olduklarını da. Oysa Allah bilmediğimiz konularda atıp tutmayı, bizlere gaybı taşlamak olarak anlatıyor.

Dil ile ilgili yasaklar zor olabilir, ama üzerimize yazıldığına göre imkansız olmasa gerek! Biz dayanamayacağımız yasakların üstünü örteriz ya hani, işte bunca dille alakalı emri askıya almamız ve sanki yoklarmış gibi davranmamız bu yüzden. Topluca umursamıyoruz. Ama biz topluca umursamasak da, hatta yeryüzünde bir kişi dahi uygulamayacak olsa da emir yine emirdir.

Bizim genelde din konusunda yaptığımız şu: Emirlerden emir beğeniyoruz, artık karakterimize göre, mesela namaz emri olsun bu. Namaz emrini güzelce uygulamaya başlıyoruz. Buraya kadar çok güzel. Gurur duyuyoruz namaz kıldığımız için, hatta namaz kılmayanları eleştiriyoruz, “Nasıl namaz kılmazsınız, çok müthiş bir şey, kılmalısınız,” diyoruz.  Fakat namaz emrine gösterdiğimiz hassasiyetin aynısını yapmakta zorlanacağımız yasaklara gösteremiyoruz! Misal küfürlü konuşmaktan vazgeçemiyorsak veya arada bir sigara gibi bırakmayı deneyip bırakamıyorsak bu konuyu hiç açmamayı tercih ediyoruz. Doğru ya, daha kendimizi küfür etmekten vazgeçememişken başkalarını nasıl uyaralım? Bu durumda akla şu soru geliyor: Peki, namaz kılmak müthiş bir şey de, küfür etmemek müthiş bir şey değil mi? Namaz kılmak müthiş bir şey de kötü zanda bulunmamak müthiş bir şey değil mi? Yani özetle biz beğendiğimiz yasakları uyguluyoruz; beğenmediklerimizi uygulamıyoruz. “Allah’ın beğenmediğimiz yasakları” diyorum! Böyle şey olabilir mi? Allah’ın hoşlanmadığımız yasakları mı var yani? Bence hep birlikte utanalım. Mademki hep birlikte, birlik olup da tüm bu yasakları askıya aldık, o halde hep birlikte utanmalıyız!

İnsanlara iyiyi ve güzeli emredip de kendinizi unutuyor musunuz? Üstelik de Kitap'ı okuyup durmaktasınız. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız? Bakara Suresi, 44

Çok ilginç bir olaydır bu dil ile alakalı emir ve yasaklar. Allah, zina yapma diyor, yapmıyoruz, bu yüzden yıllarca evlenene kadar sabrediyoruz. Oruç tut diyor, yaz sıcağında, bir ay boyunca her gün 16 saat aç susuz bekliyoruz. Hırsızlık yapma diyor, yapmıyoruz, helal lokma yemek için, okullar okuyoruz, iş görüşmeleri yapıyoruz, bir iş bulup bazen haftanın 6 günü çalışıyoruz. Fakat, Allah, dedikodu yapma deyince bu emir adeta gazozdan zıplayan baloncuklar gibi uçup gidiyor! Dilimizi tutmak, oruç tutmaktan daha zor bir emir demek ki!

“Söz, ağızdan çıkmadan önce insanın esiridir; ağızdan çıktıktan sonra insan sözünün esiri olur.” diye bir söz vardır, ne kadar da bize uyan bir söz. Peki çenemizi tutmak bu kadar zor mu? Peki, zor olan yasakları uygulamayacağımızı kim söyledi ki? Kendisine namaz zor gelen de namaz mı kılmasın yani?

Bakmayın burada ahkam kestiğime, ben de dil ile yasakların birçoğuna uymuyorum, uymakta zorlanıyorum, ama uyduklarım, uymaya çalıştıklarım, sonradan sonradan uymaya başladıklarım da var. Amacım, dil ile yasakları yok sayan biri gibi olmamak! “Ya küfür ediyorum işte tamam Allah sevmez ama n’apayım?”; “Tamam, gıybeti Allah sevmez ama zaten devamlı yaptığım bir şey değil. Hem ondan bundan bahsetmeden hayat nasıl geçecek, tüm gün oturup duracak mıyız?” diyenlerden biri gibi olmamak! Tavsiye ederim, dil ile ilgili yasakları yerine getirmeye sonradan da başlayabiliyorsunuz.

Bu arada bu yasaklar dilsizler ve yazışanlar için de geçerli tabi. Dilimizi kullanmadan teknolojik cihazlarımızla onla bunla yazışarak da günah kazanabiliriz. Yani dilsizler de bu yasaklardan sorumlular, dilsizler de dedikodu yapabilirler çünkü. Arkadaşlarınızla Whatsapp’tan yazışarak da yalan söyleyebilir, gıybet edebilir, yapmayacağınız şeyleri söyleyebilir, kötü zanlarda bulunabilirsiniz. Yani bu günahları işlemek için illa dilinizi kullanmanız gerekmiyor. Aklınızla, kalbinizle, parmaklarınızla da işleyebilirsiniz aynı suçu. Hatta bırakın konuşmayı ve yazışmayı, içimizden geçen düşünceleri de arıtıp temizlememiz gerekmiyor mu zaten? Allah hepsinden haberdar değil mi? (İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah, ondan sizi hesaba çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Bakara Suresi, 284) O nedenle, örneğin yazışarak gıybet ediyorsak bunun hafifletici bir sebep olacağını, gizli yazışmalarımızı Allah’tan gizleyebileceğimizi düşünmeyelim.

(Bu yazıyı sitemden de okuyabilirsiniz: http://allahateslim.com/kuran'da dilimiz ile alakalı yasaklar )

5 Yıl Sonra Kendinizi Nerede Görüyorsunuz?



İş görüşmelerinde falan sorulurdu bu soru. “5 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?” diye sorarlardı. Sanki 5 gün sonramızın bir garantisi varmış gibi. Bir de ciddi ciddi cevap beklerlerdi. Yazık, insanlar da mecbur doldururlar, cevap verirler. Bu soru aslında güzel cevaplayabilirsek işimize yarayabilecek bir soru. Ama öncelikle bu soruyu o iş görüşmesinin yapıldığı sıkıcı odadan alalım kendi yaşadığımız odada kendimize sormak için zihnimizin bir yerine tutturup eve götürelim. Sonra da kendimize soralım: 5 yıl sonra kendimizi nerede görüyoruz hakikaten? Tabi yaşarsak? Hadi buna cevap verelim. Ama cevabınızda iş, para, aşk, çocuk, ev gibi maddi şeyler olmasın. Bir kul olarak, Allah rızasını kazanmak için çabalaması gereken bir kul olarak nerede görüyorsunuz kendinizi? 5 yıl sonra da hala bugünkü hatalarımız olacak mı dersiniz? 5 yıl sonra takva olarak nerede olacağız? Allah’ı daha da boşlamış mı olacağız, yoksa O’na daha da yaklaşmış mı olacağız?

5 yıl içinde pek çok şey değişebilir. Hem kendi hayatımızda hem çevremizde pek çok olay gerçekleşebilir. Taşınabiliriz, hükümet değişebilir, yeni gökdelenler dikilebilir, yeni AVM’ler yapılabilir, dünya gezilebilir, evlenilebilir, hatta çocuk bile yapılabilir. 5 yıl önceki halimizle bugünkü halimize bakarsak birçok şeyin değiştiğini görebiliriz. Peki değişen ne? Sadece bu saydıklarım gibi şeyler mi? Sadece bu geçici dünyayla ilgili şeylerde mi daha ileri gidebildik? 5 yıl öncesine göre daha iyi bir işimiz, okulumuz, sevgilimiz, giysilerimiz mi var? 5 yıl öncekinden daha teknolojik bir telefona mı sahibiz artık? 5 yıl öncesine göre daha iyi bir statüdeyiz ve daha iyi bir maaş mı alıyoruz? 5 yıl önceki arabamızı çok daha güzeliyle mi değiştirdik? Peki değişen hep böyle şeyler mi? Karakterimiz, kulluğumuz ne durumda? Onları da değiştirip ileri götürebildik mi? Allah’ın emir ve yasaklarını gözettik mi? 5 yıl önceki hatalarımızı hala sürdürüyor muyuz? 5 yıl önce namaz kılmazken şimdi kılıyor muyuz mesela? 5 yıl önce zekat vermezken şimdi veriyor muyuz? 5 yıl önce dedikoducunun tekiydik diyelim. Peki şimdi nasılız? Bıraktık mı dedikoduyu yoksa bırakmayı 5 yıl daha sonraya mı erteledik?


 “5 yıl sonra kendimi, diplomamı almış, muayenehanemi açmış, hiçbir maddi sıkıntısı olmayan, kendi evinde oturan, evlenmiş, istediği zaman tatile çıkabilen, şık giyimli bir adam olarak görüyorum...”

“5 yıl sonra kendimi, bu şirketin genel müdür olarak görüyorum. Çünkü ben şu şu okulları bitirdim ve ben şu şu şirketlerde yetiştim ve şu kadar süredir de burada istikrarlı bir şekilde çalışıyorum…”

“5 yıl sonra kendimi, eşimle yazlık evimde hayal ediyorum. Bahçeli bir ev. Az ilerimizde deniz. Hamakta sallanıyorum…”

Siz hiç şöyle diyen birini gördünüz mü:

“5 yıl sonra kendimi Allah’a daha yaklaşmış görüyorum. Hatalarımdan vazgeçe vazgeçe ilerlemiş, Allah’ın emir ve yasaklarını gözeten, insanları Allah’a ve Kuran’a çağıran, Allah’ı daha çok hatırlayan, daha çok dua eden, daha çok şükreden, eskisinden daha iyi biri, daha iyi bir kul olarak görüyorum. Kuran’a sımsıkı bağlı, şimdikinden daha takvalı olmayı planlıyorum…”

Hiç böyle derler mi! Demezler elbet. Varsa yoksa bu dünya. Sanki ahiret diye bir şey hiç yokmuş gibi. Oysa toplasan önümüzde daha kaç 5 yılımız kaldı ki? Hadi inanmayan böyle yaşıyor, çünkü zaten inanmıyor. İnanana ne oluyor? Nasıl oluyor da ahirete inananlar ahiret diye bir şey yokmuş gibi yaşayabiliyor? Nasıl oluyor da Allah’a inananlar Allah yokmuş gibi yaşayabiliyor? Nasıl oluyor da Kuran’a inananlar Kuran yokmuş gibi yaşayabiliyor? Kuran okuduysanız fark etmişsinizdir, “Hı hı, inandım, Allah, kitap, ahiret falan hepsi var, hepsi mevcut…” demekle hiçbir şey olmuyor! Allah icraat bekliyor. Hani seçimlerde kullanılan bir söz vardır ya, “Onlar söyler biz yaparız!” diye; işte, Allah yolunda çalışıp didinen mümin ile, “Hı hı, hepsi var, Allah, din, amin…” diyip, kendi boş dünyasında yaşayan kişinin arasındaki farkı bu cümle ile tarif edebiliriz. Onlar söylüyor, iman ettim diyor ama gerçek müminler bunu uygulamalı olarak kendi hayatlarında gösterebiliyor. Yani onlar söylüyor müminler yapıyor! İnandım demekle yetinenler, “Elhamdülillah Müslümanım” diyerek bunu sadece bir söz ile ifade ediyor, Kuran’a bağlı müminler ise Müslümanlığı, yani Kuran’ı hayatlarına geçiriyor!

5 yıl sonra, 10 yıl sonra, 20 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz soruları uzar gider. Bir gün bir de bakacağız ki 5 yıl da, 10 yıl da, 20 yıl da uçup gitmiş. Elimizde kendimize ait sandığımız şeyler kalmamış. Patronumuz, maaşımız, giysilerimiz, arabamız, evimiz, eşimiz, evladımız, hepsini bırakıp gitmişiz dünyadan. Peki, 5 yıl sonra, 10 yıl sonra değil de ahirette kendinizi nerede görüyorsunuz? Din gününde kendinizi nerede görüyorsunuz? Kimse kendi için ben cehenneme layığım demez ama emin olun ki birçoğumuz cehenneme layığız. Çünkü, 5 yıl sonrası, 10 yıl sonrası için planlara dalmışken, gerçek amacımızı unuttuk gitti! Niye bu dünyadaydık? Kendini 5 yıl sonraki hedefine, 10 yıl sonraki hedefine odaklayanlar, 10 üniversite bitirseler de, her birimizden 10 kat fazla maaş alsalar da, bu en önemli soruyu doğru düzgün düşünemeden göçüp gidiyorlar. Niye bu dünyadaydık? Okul bitirmek için mi? Patrona hizmet için mi? Evlatlara hizmet için mi? Yoksa bu dünyaya alışveriş yapmaya mı gelmiştik?

Yani demem o ki, bu sualin illa bir iş görüşmesinde karşımıza çıkmasına gerek yok. Bazı soruları kimsenin bize sormasını beklemeden kendi kendimize sorup güzel hedefler belirleyebiliriz. Bu hedefleri isteyen dünyalık seçer, isteyen de hem dünyasını hem ahiretini gözetir. Bu dünya, bırakın 5 yılı, nesilden nesile para aktarıp, yatırım yapanlarla dolu! Adamın kendisi 150 sene önce ölmüş ama torunları hala onun servetini, ismini hedefine ulaştırmaya çalışıyor! Şu kısacık dünyada istersen 1000 yıllık hanedanın varisi ol, sonu gelmez hedeflerine ulaşamayacaksın ve ortalama 70 sene yaşanılan şu hayatta paran senden daha çok yaşayacak! Böyleleri gibi, ‘gözü çöplükte kalmış ölü horoz’ olmamak elimizde. Gözümüz, Allah rızası ve O’nun vaadi olan cennetinde olsun. Eğer biz dinimizin gerçek sorumluluklarından haberdar olmazsak, onları uygulamak için adım atmazsak, 5 yıl sonra değil, 50 yıl sonra da şimdiki yerimizde sayar dururuz.

Allah'ın sana verdikleri içinde ahiret yurdunu ara, dünyadan da nasibini unutma. Allah'ın sana lütufta bulunduğu gibi sen de lütufta bulun. Yeryüzünde bozgunculuk isteyip durma, çünkü Allah fesat peşinde koşanları sevmez.

Kasas Suresi, 77

Ahiret ekini isteyenin o ekinini artırırız; dünya ekini isteyene de ondan veririz. Ama böylesi için ahirette bir nasip yoktur.

Şura Suresi, 20





Peygamberlerden İnkarcılara Etkileyici Cevaplar

Bu yazıda, cevaplarıyla karşılarındakini çaresiz bırakan bazı peygamberlerin sözlerini göreceğiz. Peygamberler, tarih boyunca inkarcılarla atışmışlar ve elbette bu atışmalardan galip ayrılmışlar. Küfre sapanlar ise peygamberlere mantıklı yanıtlar veremedikleri halde bildiklerini okuyup kendi zalimliklerinde diretmişler. Kuran’dan peygamberlerin karşısındakilere verdikleri cevaplardan birkaç tanesini okuyalım.

Musa peygamber ile başlayalım. Kuran’da, Musa ile Firavun’un birçok diyaloğu geçiyor, bundan bir tanesi de işte bu:

Firavun dedi: "Sizin Rabbiniz kim, ey Musa?"

Musa dedi: "Rabbimiz, her şeye yaratılışını lütfeden, sonra ona doğru yolu gösterendir." Ta-Ha Suresi, 49-50


Bir başka sure, farklı ayetler, yine karşılıklı konuşuyorlar, bakın Musa Peygamber, Firavun’a, Allah’ı nasıl tanıtıyor:

- Firavun dedi ki: "Alemlerin Rabbi nedir?"

- Musa dedi: "Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin Rabbi. Eğer iyice anlayıp inanıyorsanız."

- Çevresindekilere dedi: "Duyuyor musunuz?"

- Dedi: "O hem sizin Rabbinizdir hem de önceki atalarınızın Rabbidir."

- Size gönderilen peygamberiniz kesinlikle delinin biri" dedi.

- Dedi: "Eğer aklınızı işletirseniz o, doğunun, batının ve bunlar arasındakilerin de Rabbidir." Şuara Suresi, 23-28

Peygamberler gerçekten karşılarındaki insanlarla etkileyici konuşuyorlar, harika öğütler veriyorlar. Allah da bunlardan bazılarına kitabında yer veriyor. Böyle güzel konuşmak için ancak peygamber olmak gerekir diye düşünmeyelim çünkü peygamberler de bizim gibi birer insan. Bunu kendileri söylüyorlar. Biz de sadece sizin gibi birer insanız diyorlar (İbrahim Suresi, 11). Sadece mümin olduğu halde güzel sözleri Kuran’da yer bulmuş bizim gibi insanlar da var Kuran’da. Yani peygamberler ve bazı isimsiz müminler böyle güzel cümleler kurmanın, öğütler vermenin karşılığını öyle bir alıyorlar ki, sözleri Kuran’da kendine yer buluyor. İşte Allah’ın, o güzel müminlere lütfu!

İbrahim Peygamber’den de bir iki örnek verelim. Kendisi döneminin bir hükümdarına şu etkileyici cevabı vermiş:

Allah kendisine hükümdarlık verdiği halde, İbrahim ile rabbi hakkında tartışanı görmedin mi? İbrahim, "Benim Rabbim O'dur ki yaşatır ve öldürür," deyince, "ben de yaşatır ve öldürürüm," demişti. İbrahim, "Allah güneşi doğudan getiriyor. Sen de batıdan getirsene," deyince inkarcı adam şaşırıp kalmıştı. Allah zalim toplumu doğruya iletmez. 
Bakara suresi, 258

Yine bir başka surede de şöyle bir olay geçiyor: İbrahim peygamber, toplumunu Yıldız’a, Ay’a, Güneş’e değil de onları yaratan Allah’a davet edince toplumu da onunla tartışmaya giriyor ve İbrahim peygamber şu güzel cümlelerle cevap veriyor:

Kavmi onunla tartıştı. O ise dedi ki: Siz benimle Allah hakkında mı tartışıyorsunuz? Beni doğru yola O iletti. O'na ortak koştuğunuz şeylerden korkmam. Ancak Rabbimin bir şey dilemiş olması başka. Rabbim bilgice her şeyi çepeçevre kuşatmıştır. Hâlâ öğüt almayacak mısınız?"

"Hem siz, hakkında size hiçbir kanıt indirmediği şeyleri Allah'a ortak koştuğunuz halde korkmuyorsunuz da ben, ortak tuttuğunuz şeylerden nasıl korkarım?" Şimdi, eğer biliyorsanız, iki gruptan hangisi güvende olmaya daha layıktır? En’am suresi, 80-81

İbrahim peygamberin bu güzel sözlerinden sonra şimdi de Nuh peygamberin bir cevabını görelim. 

Dediler ki: "Ey Nuh! Sen bizimle uğraştın, bizimle mücadelede çok da ileri gittin. Eğer doğru sözlülerden isen bizi tehdit ettiğin şeyi ortaya getir."

Nuh dedi: "Onu size, dilediği takdirde ancak Allah getirir, siz de hiçbir engel çıkaramazsınız." Hud suresi, 32-33

Gördüğünüz gibi, mümin peygamberler taşı gediğine koyma hususunda ustalar. Çünkü arkalarında Allah var ve inanmayanlar veya Allah’a ortak koşanlar gibi gerçeklerle, evrendeki delillerle çelişmiyorlar.

Dediler ki: “Ey Şuayb! Söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz ve içimizde seni cidden zayıf görüyoruz! Eğer kabilen olmasa, seni mutlaka taşlayarak öldürürüz. Senin bize karşı hiçbir üstünlüğün yok."

Dedi: "Ey toplumum! Sizce kabilem Allah’tan daha mı güçlü ve onurlu? Allah'ı arkanıza atıp dışlanmış hale getirdiniz. Rabbim, yapıp ettiklerinizi çepeçevre kuşatmıştır." Hud suresi, 91-92


Şuayb peygamberle bitirelim, tüm cevapları yazarsak sayfalarca sürer, hepsi birbirinden güzel çünkü. En iyisi baştan sona Kuran’ı okumak. Eğer bu cevapları beğendiyseniz, açıp Kuran’ın tamamını okuyabilirsiniz. Çünkü Kuran’ın tamamı gerçekten çok güzel sözlerle dolu. Belki ilerde bizler de, Kuran’ı okudukça, araştırdıkça, öğrendikçe, düşündükçe, uyguladıkça, bizimle tartışana böyle güzel sözlerle cevap verebiliriz Allah dilerse. Bakarsınız her şeye gücü yeten Rabbimiz bir gün bizim de bir sözümüzü gelecek nesiller için yaşatır.