Paramızı Faize mi Koyalım, Zekata mı?


Konu para olunca babasını bile tanımıyor çoğu insan. Zaten Allah da bunu bildiği için iki lafından biri: “Sevdiğiniz şeylerden harcayın”, “Zekat verin, dağıtın…” Oysa biz, para dağıtmakla mükellef olanlar, bırakın para dağıtmayı, bir de tefeci gibi faiz yiyoruz.

İnsanların malları içinde artsın diye faiz olarak verdiğiniz, Allah katında artmaz. Allah'ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekata gelince, işte onu verenler kat kat artıranların ta kendileridir. 

Rum Suresi, 39

Bankada para biriktiremez miyiz? Elbette biriktirebiliriz. Ama bunu ne niyetle yapıyoruz? Şüphesiz ne niyetle yaptığımızı Allah biliyor. Kenara üç beş kuruş atıp kendini emniyete almaya çalışmak ve bunu yaparken zekat vermeyi sürdürmek ve ileride verilecek zekatların yolunu yapmak başkadır; sonsuza dek bu dünyada kalacakmış gibi açgözlülükten toplayıp yığmak için biriktirmek başkadır. Bizler, kendimize Müslüman diyoruz, fakat bir Müslümanda olmaması gereken her özelliği üzerimizde barındırıyoruz. Evet biz paramızı dağıtmıyoruz, Allah’ı dinlemiyoruz, O’nun sözlerini hiçe sayıyoruz. Çünkü ahiret bize oldukça uzak geliyor. Çünkü biz parayı zor elde ediyoruz. Çünkü para kazanmak bizim anamızı ağlatıyor. Ne var ki, para kazanmanın zorluğu, bizi zekat vermekten muaf tutmuyor. 

Biz parayı dağıtmamak bir yana, bir de dağıtmayıp biriktirdiğimiz paranın faizini alıyoruz. Evet maalesef Müslümanların birçoğu dolaylı tefeci. Peki neden böyle? Çünkü para en kolay tefecilikle kazanılır. Gram yorulmazsın. Vadesi dolunca paran hesabına faiziyle yatar, mis. 

Ne yazık ki pek çok Müslüman, Ramazan’da orucunu tutuyor, Cuma namazlarını hiç kaçırmadan kılıyor, arada sırada bazı sitelere girip paylaş butonuna basıp birkaç saniye içerisinde ayet-hadis paylaşıyor, cami yardım kutusuna da ayda beş lira bırakınca kendisinden iyi Müslüman yok sanıyor. Tüm bunları yaparken, bir yandan da geçinemiyorum bahanesiyle banka faizi yiyor! Evine faiz parasıyla aldığı erzağı getiriyor. Çocuklarını faiz parasıyla okula yolluyor. Kendisini; “Bizim aldığımız faiz hiçbir şey, çok az alıyoruz”, “Banka esasında paramı kullandığı için bana her ay para ödüyor”, “Bankada beklediği sürece paramın değeri düşüyor, faizle o düşen değeri dengeliyorum” benzeri cümlelerle kandırıyor. 

Allah, Bakara 279. ayette faiz almayı sürdürenlere savaş ilan ettiğini söyler. Fakat Kuran okunmazsa bu ayetler elbette duyulmazlar. Gördüğünüz gibi Kuran’ı duvara asmanın, arada bir duvardan indirip öpmenin, Arapça okumanın bize bir faydası olmuyor. Kuran sadece anlayarak okunursa anlam kazanıyor. 

Buradan, anasının ak sütü gibi gözünü bile kırpmadan faiz yiyen genç-yaşlı herkese ayetlerle seslenelim: 


Ey inananlar, Allah'a karşı takva sahibi olun ve eğer müminlerseniz faizden arta kalanı bırakın. 

Eğer böyle yapmazsanız biliniz ki Allah'a ve peygamberine savaş açmış olursunuz. Tövbe ederseniz ana paralarınız sizindir, ne zulmeden olursunuz ne de zulme uğratılan. 

Bakara Suresi, 278-279


Kuran Müslümanlığı Sapıklık mı?

“Kuran Müslümanı” tabiri, yeni bir dini akım, hizip, tarikat ya da mezhep değildir; Allah’ın Kuran’da tarif ettiği gerçek Müslüman anlamına gelmektedir. Kuran Müslümanı, takısız “Müslüman”dır, Peygamberlerimizin Müslümanlığıdır. Din adamlarının görüşlerine, hurafelere, hadislere değil, sadece Kuran’a uyar; tıpkı Hz. Muhammed’in de sadece Kuran’a uyduğu gibi: 

Onlara şunu söyle: "Ben size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Gaybı da bilmem ben! Size ben bir meleğim de demiyorum. Yalnız bana vahyedilene uyarım ben!" Sor onlara: "Körle gören bir olur mu? Hâlâ düşünmüyor musunuz? En’am 50 


Onlara bir ayet getirmediğinde, "Onu da şurdan burdan derleseydin ya," diye konuşurlar. De ki: "Ben sadece Rabbimden bana vahyedilene uyuyorum. Bu, Rabbinizden gelen gönül gözleridir, doğruya kılavuzdur, iman eden bir toplum için rahmettir." A’raf 203 (Ayrıca Bkz. Yunus 15)

Peygamber kendi yolunu sadece Kuran’a uymak olarak tanımlar; sözde Peygamber yolcularıysa, Kuran’ın yetmediğini söyleyerek Kuran’ın yanına bin çeşit kitabı daha dinin kaynağı yapmaya kalkarlar. Bir insanın kutsal kitabı Kuran’sa, Kuran tek dini kaynağın kendisi olduğunu ve kendisinden sorumlu tutulacağımızı söylüyorsa, bu durumda bizim “Bu hüküm Kuran’da var mı, yok mu” diye sormamızın nesi yanlış? “Biz Kuran’ı anlayamayız, ancak din alimleri bilir, tabiatıyla hadislere de bakmalıyız” diyenler mi Kuran’a uygun hareket etmektedir; yoksa dinini Allah’ın apaçık kitabından öğrenmeye çalışanlar mı?


Kuran, kendi kendisini ayrıntılı bir şekilde açıkladığını, eksik bırakılmadığını ve tamamlandığını söyler: 

Rabbinin sözü hem doğruluk hem de adalet bakımından tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur. En iyi işiten, en iyi bilendir O. En’am 115 

Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. En’am 38 

Biz ayetleri, gerçeği apaçık bilmek isteyenler için iyiden iyiye açıklamışızdır. Bakara 118 

İyice araştırıp kavrayan bir topluluk için ayetleri biz tam bir biçimde ayrıntılı kıldık. En’am 98 

Allah size Kitap'ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah'ın dışında bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun, Rabbinden hak olarak indirildiğini biliyorlar. Sakın kuşkuya düşenlerden olma. En’am 114  

Bu Kur'an, uydurulacak bir hadis değildir; aksine o, önündekini tasdikleyici, her şeyi ayrıntılı kılıcıdır. Yusuf 111 

Yukarıda verdiğim ayetlerden, dinin tümünün ayrıntılı bir şekilde Kuran’da olduğunu ve Kuran’ın hiçbir şeye ihtiyacının olmadığını görüyoruz. Kuran’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoksa, bizim de, Kuran’dan başka bir dini kitaba ya da dini bir kişilik olduğu iddia edilen birilerine ihtiyacımız yoktur. Kuran kendisi dışında uyacağımız bir adres vermemektedir. 

Bu Kur'an, Allah'ın berisinden birilerince yalan isnatlarla oluşturulmuş değildir. O, kendinden öncekinin tasdiki ve Kitap'ın ayrıntılı kılınmasıdır. Kuşku ve çelişme yoktur onda. Âlemlerin Rabbi'ndendir o. Yunus 37